26 Haziran 2010 Cumartesi

Şan'a Değer Niyagara Şelaleleri :)

Nam'ı ya da nam'a değer değilmiş, 'nam'ı diğer'miş o, ve anlamı da 'öteki adı ile' demekmiş, ben 'ününü şöhretini hakeden' anlamında bir şey kullanmak istiyorum. 'Şan'a değer'i yazdım Google'a bunu yazınca 'Sana değer' isimli şarkılar ve 'Sana değer veren kişi kim' gibi absürd başlıklar çıktı karşıma. Yanlış varsa düzeltiriz vesselam.

Kuzey Amerika'nın en büyük ve en güçlü şelalesi: NİYAGARA

Muhtemelen bizim köydeki şelalelerin isimlerini öğrenmeden önce Niyagara'yı duymuştum, biliyordum ama ne kadar büyük olabileceğini hiç düşünmemişim. Ve bildiğiniz gibiiiii, lügatımıza daha çok yabancı kelime eklemek amacıyla gerçekleştirdiğim Kanada seferinde, cumartesi günü kendilerini ziyarete gittim.


Kuzey Amerika'nın en büyük şelalesi

Hakkında kısa bir bilgi vermek gerekirse;
Niagara Şelaleri Kuzey Amerika'nın doğusuna düşüyor, sınırları ABD ve Kanada ile çizili, her iki memleketten de ziyaretçi akınına uğruyor, her daim kalabalıkmış (Yılda 12 milyon ziyaterçi geldiğini söylüyorlar). Niyagara nehri üzerinde kurulu, Erie ve Ontario gölleri arasında bulunan Niyagara üç büyük şelaleden oluşuyor; Atnalı (Horseshoe - Kanada/54 metreden akıyor), Amerikan Şelaleleri (American Falls-Amerika/50 metreden akıyor) ve -türkçesi galiba- Gelin Duvağı (Bridal Veils-Amerika) -değilse de çok güzel çevirdim :P-.
Atnalı şelalesi içlerinde en büyük olanı , diğer ikisi 'onun yanında' küçük kalıyor.

Bundan 10.000~ yıl önce kuzey kutbundan gelen dev buz kütlelerinin yol açtığı çöküntüler nedeniyle oluşmuş şelaleden, dakikada 154.000.000 (milyon) litre su akıyormuş ve Nikola Tesla tarafından kurulmuş hidroelektrik santralleri ABD ve Kanada için azımsanamayacak miktarda elektrik üretilmesine yardımcı oluyorlarmış.
İnanması güç bir başka bilgi ise Niyagara Şelalesi'nin 1932 yılında tamamen donup, bir buz kütlesi haline gelmiş olması bence. Şelaleler doğal koruma alanı kapsamındalar, her şeyi kendi kendimize, yine kendimizden korumamız ne garip.

Niyagara şelalesi dünyanın tersine akan tek şelalesi
1. sayfa haberi başlığı gibi heryerde bu yazıyor, aslı yok tabi, sadece şelalenin suyu kayalara çarparak geri geliyor ama muhtemeşem bir görüntü oluşturuyor. Sanki şelalelerin ortasında kocaman bir sis bulutu var gibi, tirilbinyonlarca damlacık koca kayalara öyle süratli çarpıyorlar ki gökyüzünde yeniden buluşup kocaman başka bir şelale oluşturabiliyorlar. Bu da eşsiz bir görüntü yaratıyor pek tabi.



Kanada'dan Amerika'ya (ya da tam tersine) geçebiliyorsunuz, iki ülke bir köprüyle birbirine bağlı ve burayı yürüyerek geçmek mümkün. Rainbow köprüsünden yapılan bu yürüyüş gümrüksüz mağazalardan alışveriş yapmanıza yarıyor, gümrüksüz alışverişin manâsı DutyFree ise fiyatların pahalı olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Rainbow Köprüsü

Turistik yer tabi ve her benzerleri gibi pahalı ama görülecek çok yeri, yapılacak çok aktivitesi var. Gecesine kalamadım ama akşam üzeri, filmlerden gördüğüm Las Vegas'ı gözler önüne seriyordu. Çok canlı, 24 saat yaşayan, kıpır kıpır bir şehir.


Cumatesi günü yağış bekleniyordu, beklendiği gibi de oldu. Aradaşlarım Toronto/Union'dan Niyagara'ya kadar giden trene bindiler bende Oakville'den onlara katıldım. Vardığımızda yağmur çoktan başlamıştı, o yüzden göreceğiniz fotoğraflar biraz renksiz, hadi o neyse de hava güneşli olmadığından aşağı düşen tirilbinyonlarca damlanın, güneşin etkisiyle oluşturduğu gökkuşağını göremeden dönmüş olmam üzücü bir gerçek. Belki sevgilim gelince görebilirim.

Trenle yolculuk ortalama bir buçuk saat sürüyor. Bu uyuklamadan önceki son kare.


Bu da indikten sonraki ilk kare. Bir solucana dönüşmeden hemen önce.

Efendim Kanada'nın her yerinde, gittiğiniz bölge için günlük sınırsız toplu ulaşım araçlarını kullanabileceğiniz biletler var. Aynısı Niyagara için de geçerliydi. 6 Dolara günlük sınırsız toplu taşıma bileti almakla turumuza başladık. İlk kez makinemi alıp bir yere gittim burada ve büyük hayallerle, onda da yağmur rahat bırakmadı, her şey apar topar oldu. Vizöre gözümü dayadıktan sonra kursta öğrendiğim hiçbir şeyi uygulamaya vaktim yoktu :) Çünkü ilk öncelik makinemi korumaktı !


Renkli


 Rengarenk

Sabah olunca kahvaltı yapmak lâzım açlıktan ölmemek için ve ben ölmek üzereyim, Andre ile koşa koşa sabah yenebilecek bir şeyler bulmaya gidiyoruz. Hazırladığım kahvaltıları özledim :) Hazırlamayı da özledim. Burada çok rahatım ama ev ahalisi olarak planlarımız birbirinden farklı olabiliyor, o yüzden henüz mutfakla hiç haşır neşir olamadım. Sadece bir patates salatası ve peynirli kek. Belki bu pazar kendime bir ziyafet hazırlarım :)

Nerdeee öyle zeytin, peynir, sucuk, domates

Şimdi sizi biraz yağmurlu Niyagara havasına hazırlama zamanı;



Atnalı'nın önündeki o sis bulutlarından...



Böyle uzaktan bakmak bir süre sonra yetmiyor, hava zaten karanlık insan maceranın içine atlamak istiyor. Ben suların içinden geldiğim için ilk gördüğüm manzara beni o kadar da etkilemiyor, şelale görmüşlüğüm çoktur. Henüz büyüklüğünün farkında değilim sanırım. Aklım zaman zaman halâ yatağıma gidiyor 'uyumak vardı şimdi, hava da yağmurlu, şelale mi görmedin kalktın geldin sabahın köründe' diye kendi kendime özgürce konuşabiliyorum, beni kimse anlamıyoooooooor ! :)

Ve gidiyoruz su ile haşır neşir olabilmenin koşulu olan biletleri almaya.. Giderken yolda neler görüyoruz bakalım?

Günlük yaşam devam ediyor

Sanırım ikisi de karşısınakinde bir gariplik olduğunu düşünüyor, uzun uzun bakışıyorlar.
Farklı olanı kabul etmek ve anlamak her canlı için ciddi bir zaman istiyor :)





Sıra bilet almaya geliyor

Maid of the Mist turu biletleri alınıyor ve gemiye doğru ilerleniyor



Ve biniliyor

İlk gördüğümüz şelaleler beni cezbetmiyor..
İlk keyfi Atnalı'nın yanındayken alıyorum.

O eşsiz görüntü her ne kadar buradan anlaşılamasa da... :)
Benim beceriksizliğim

Çok güzel değil mi?

Islanmadan önce
                   Rosanna ve Andre                                          ve Amelia
Yüzümdeki; sivrisinekler ısırdıktan sonra çıkan şey, geçmek üzere nihayet...



Islanmadan Niyagara görülür mü görülmez, ben de ıslandım o yüzden ama şimdi 2. tur başlıyor hem de daha güzeli, şelaleri arkalarından göreceğiz :)

Journey Behind the Falls
Yani şurada gördüğünüz deliğin içinde olacağız. Yuppiiiiiiiii
Yine orada olmak ister miyim? Eveeeeet

Bir asansöre biniyoruz ve 38 metre aşağıya iniyoruz, sonra 168 metre uzunluğunda açılmış bir tünele giriyoruz. Burası harikaydı, şelalenin tüm gücünü ve şiddetini burada hissediyorsunuz işte. Ses (daha doğrusu gürültü), titreşimler kan basıncınızı yükseltiyor, çok güzeldi...  

Asansör kapısından bir görüntü

Ve  tünel


Tünelin şelaleye açılan çıkışlarından biri.. Daha 2 tane daha var ama çok kalabalık olduğu için biz şimdi en büyüğüne gideceğiz direk.

Suyun şiddetinin yarattığı ses, titreşim ve bunlara eklenen rüzgar...
İşte bu üçlüyü hissetmek için buraya yolunuzu düşürmelisiniz..
Güç. Çok büyük bir güç.



En çok ben eğlendim
En çok ben ıslandım

VE

değişik bir kaç kare ile bu konuyu bitirelim artık değil mi? Soru gelecekse... :)
Buyrun sorun..


?

Kuleye yürümek istemeyenlere buradan asansör kalkıyor


Flaviooooooo
Yaşına inanmak mümkün değil, sınıf arkadaşım kendisi, süpriz yapıyor. Niyagara'da olduğundan bile haberdar değildim




Tırım tırım..

Buradaki favorim

Telaş

Türkiye'nin yüzölçümü X 6 = Kanada'nın yeşil alanı


Karakol
Yaşamıyoruz abi biz :)

Yeşile doymak

Akşam üzeri

Danışma

ve Vegas

Yollar..

Yedi cüceler olduk yanında
Bu biraz tehlikeli olabilir..
:)))

Çıkarın ineğimi oradan!

Adam pas vermiyor ama kız onu sevdiğinden emin



Hershey'in çilolata fabrikası...



Hardrock Cafe'nin ünlü ziyaretçilerinin isimlerini -Holywood artistlerinde de olduğu gibi- kaldırım taşlarına yazmışlar. E güzel olmuş.

Koka Kola Dükkanı
Soda Shop

Bunların hepsi satılık, kola manyağı iseniz alabilirsiniz :)

Fotoğraf çekmemek olmazdı, renkleri çok güzeldi





Hastasıyım :)
Hülp

Buraya ve Montreal'a taaa NewYork'tan kumar oynamaya geliyorlarmış

Bina?

Buraları size anneniz anlatsın çocuklar


Klimalı/Air Conditioned Korku


Hi guys! :)

Akrobasi


Sokaklar sokaklar

Gezmekler bitmiş dönüş vakti gelmişti. Ben geçirdiğim zaman içinde çok eğlendim.
Yola çıkmadan önceki gün herkese birer tane tren saatlerini gösteren tarife almıştım ve teslim etmiştim. Nasıl olsa herkese verdim diye, benimkini -sabah- ihtiyacı olan bir başkasına verdim. Herkes benim gibi düşünüp bir şeyler yaptığı için kimsede tarife yoktu :) Aklıma da gelmedi değil.. :)

Ne olur ne olmaz diye erken gidelim dedik, bizi gara götürecek olan otobüs durağında otobüsü beklemeye başladık. Amelia ve Andre "biz gidip bir telefon açalım da kesin saati öğrenelim" dediler, gittiler otobüs geldi onlar gelmediler ve ulaşabileceğimiz hiçbir telefonları da yok. Otobüs şöförüne 1-2 dk bekleyebilir mi diye sordum, tamam dedi :) Sağolsun, tırım tırım aranıyoruz ama yok kimse ortalıkla, 5 dk sonra ufukta gördük ki sallana sallana geliyor bizimkiler. Otobüse yetiştiler neyse ki, 'saat kaçtaymış tren' dedik ama Andre sadece makineyle konuşmak için 3 dolar harcamak zorunda kalmış, kimseye bağlanamamış :) En son küfür edip kapatmış. :) Burada böyle bir şey var, makinelerle konuşuyorsunuz, birine bağlanmak bayağı güç.

Neyse gara vardık sağsalim, erken gittiğimizden eminiz, saat 19:00'da bir tren vardı bir de 21:00'li bir saatte, saat daha 19:30.. Garın kapasında "G20 nedeniyle Union Station kapatılmış ve trenler iptal edilmiştir" yazıyor, kapı da duvar.. Orada bekleyenlerin de pek bilgisi olmadığını, Burlington için bir otobüs geleceği bilgisini duyduklarını ve beklediklerini öğreniyoruz. Oraya kadar ototbüsle gidip sonra trene aktarma yapabiliyorsunuz, bu da bir seçenek Niyagara'ya gidip gelmek için.

Otobüsü beklediğimiz yerin tam karşısında otobüs işletmesi var, Toronto'ya da otobüsleri var. Bizimkiler bilgileri öğrenmeye gidiyorlar, öğrendikten sonra beni de çağırıyorlar, gidiyorum 25 dolar olduğunu öğrenince 'siz bekleyin bakayım karşıdakiler daha neler biliyor, eğer otobüs kesin gelecekse buraya o kadar para vermeyelim" demek için bir şeyler geveliyorum.

Burlington otobüsü bekleyenlerden bir sürü şey öğreniyorum, tam bu sırada bir kadın geliyor, üniformalı, görevli belliki; 2 tane otobüs geleceğini -farklı yönlere gideceğini- ama Toronto'ya ulaşmanın şu anda mümkün olmadığını söylüyor. Bu sefer ben bizimkileri çağırıyorum ve öğrendiğim her şeyi anlatmaya başlıyorum. 40 sn sonra ne kadar hızlı konuşabildiğimi farkedince, "Allah allah" diyor beynim "hem bende hem de onların yüz ifadelerinde bir gariplik var galiba, du bakim" diye bir kaç salise içinde düşünürken, farkediyorum ki ben Türkçe konuşuyorum ! :))) Kaptırmışım gidiyorum :)

Bizimkiler önce duruma kızgın olduğum için hızlı konuştuğumu ve hızlı konuştuğum için anlayamadıklarını düşünmüşler ve ben farkedene kadar dinlemeye devam etmişler :)
Çok komik oldu, sıradaki diğer yabancılar da farketti durumu ve büyük bir kahkaha koptu.

Ertesi gün evde misafirlerimiz vardı kahvaltıya. Biri 11 yıldır burada yaşayor diğeri 4 yıldır, yeni evlenmişler, bal gibi bir çift, çok sevdim. Hem de motorcular, beni de alacaklar bir gün, fotoğraf çekmeye gideceğiz birlikte.
O kişi dedi ki; eğer ortam gerginse ve ben orada birini kendime yakın hissetmişsem bazen bana da oluyor. Çok iyi anlıyorum ne demek istediğini ve doğru açıklama bu :)

Neyse otobüs nihayet geliyor, tesadüfen benim oturduğum yere gidiyor yani Oakville-Bronte. Bizimkiler de sorun yaşamadan evlerine varabilmişler, otobüsçü onları çok iyi bir noktaya bırakmış.

Yalnız bunlar o otobüse kavuşmadan sonra yaşananların fotoğrafları:
 



Günün güzelleri

bu küçük adamın da bir emeli var
:)

Utanıyor

Bunlar ise çok arsızlar, o gün hepsi çok gergindi

Sevgilllllleeeeeeeeeeerrrrrr kocamaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaannnnn

2 yorum:

  1. herseyi bilmek istiyorumm.. biraz ogretsin biraz eglendirsin tam istedigim gibi.. :-) özledim seni cadıııı..

    YanıtlaSil
  2. fıçı ile gerçekten atlanıyor mu? gerçi olsaydı sen atlardın...geri kalmazdın..:-)) sosisli de güzelmiş...gelince bol bol peynir zeytun yersin canısı....ı love you, ı love you..dou you love love me; of course, yes ı do.....

    YanıtlaSil

Zaman ayırdığın için teşekkürler ;)