Eeeyyyyy güzel insanlar merhaba yeniden,
Şimdi sizde sabah 9, günlerden cumartesi ya, henüz kimse uyanmamıştır, bizde Cuma gecesi olduğu için uyuma vakti gelmedi, dün ve bugün acayip dinlendim o yüzden uykum da yok.
Buralar bana çok şey öğretti, daha doğrusu öğrenmek üzere olduklarımı çok daha çabuk olgunlaştırdı. Ankara'da çok bunalmış-t-ım. Buranın bende böyle bir etki yaratacağından da habersizdim, uzak olmak gerçekten insanı yeniden yapılandırıyor. Özlemek çok güzel, çok özel ve yapıcı bir duygu, keşke 2 yılda bir her şeyden uzaklaşabilsek böyle...
Yaşam genel olarak sürekli bir şeylerin tamamlanmasını / yoluna girmesini beklediğin hallerden oluşuyor, istenenleri 'beklerken' aslında her şeyin nasıl hızla geçip gittiğini, içine sığdırabilecek ne kadar az şey olduğunu, -gençken bir şey- sığdırmak istemediğini düşünsen de sığdırmazsan olmayacağını anlamış bulunuyorum. :)
Sıpalar
Bu tuhaf girişten sonraaaaaaaaa;
Haftaiçi, günlerin nasıl bittiğini bile anlamıyorum. Hayatım 06:30'da başlamasına ve günü eskisinden daha uzun yaşıyor olmama rağmen zaman çok daha hızlı geçiyor. Buraya geleli 3 hafta bitti, ilk 2 gün geriye dönmek için gün sayacağımı zannediyordum, öyle olmadı. Burayı seviyorum, homestay'i mi de çok seviyorum :)
Burada kalabalık yaşamaya da bayağı alıştım, döndüğümde boş evde, kendi kendime bir şeyler yapmak istemiyorum. Ses istiyorum, ses ve kalabalık istiyorum. :-)
Hafta sonları, hafta içinden yapılmak üzere bekleyen şeyler oluyor mutlaka, onlarla ilgileniyorum. Bir defa bu blog başlı başına bir zaman yiyici. Yazdığım yazıya düzeltme bile yapamamama rağmen, bir sürü vaktimi alıyor.
Her pazar sinemaya gidiyoruz, burada hep Amerikan filmleri var pek tabi (ıyh). İlk olarak Toy Story 3 yi izledik 3D, o çok güzeldi, geçen hafta da Grown Ups. Çocuklukları birlikte geçmiş olan arkadaşların yıllaar sonra buluşup birlikte geçirdikleri bir hafta sonunu konu alıyor, gitmediyseniz gitmeyin :) Dilek abla giderken söylemişti 'Boş ama hoş bir film' diye.. Öyle.. Biz sinema cennetindeyiz bana göre, burada bluckboster diye dükkanlar var film satın almak veya kiralamak için.
Alacakaranlık her zaman çok keyifli oluyor. Kuşlar hep coşuyor. Hem sabaha karşı hem de akşama.. O kadar güzel ki sesleri, işte buranın en güzel yanı bu bence.. O kadar yeşili tüm canlılar paylaşıyor. Kuşlar, sincaplar, geyikler şehri terk etmek zorunda kalmıyor. Tuhaf Şeyler ve Kısa Notlar yazımda sizinle yıkılan bir evin fotoğrafını paylaşmıştım. O fotoğrafa dikkat ettiyseniz ağacın etrafı kırmızı bir tülle çevrili. Onu belediye yapıyor, siz evinizin çevresiyle ilgili bir şey yapacağınız zaman ve eğer bir tehlike yaratmıyorsa hiçbir ağacı kesemiyorsunuz (meselâ evinizin üzerinde yıkılılma tehlikesi varsa izin alıp kesebiliyorsunuz).
Bisiklet parkı
Bisikletler trafikte olan tüm araçlarla aynı kurallara tabii
Doğma büyüme Kanada'lı olanlar bile mutlaka bir yerlerden göçmen ve bunun burada avantajı çok. Yaşam uyumluluk üzerine kurulu, tabi her yerde olduğu gibi burada da yaşam standartlarının arasında farklılıklar var ama ben henüz 'uçurum' görmedim, mesela dilenci görmedim. Ama her istasyonda, festivalde, otobüs durağında vs her neyse insanların düzenli bir şekilde stant açmasına izin veriyorlar ama oraya kazığı çakmasına değil. Geçen GO İstasyonunda bir teyze vardı, kitap satıyordu, bir gün bir baktım fiyatlar çok çok ucuzlamış, Anday'a ve sevgilime 2 kitap beğendim (2 tane-dünya atlası büyüklüğünde, 1. kuşe kağıda, renkli baskı 10$). Konu Anday'ın ilgisini çeker mi çekmez mi diye önce sormak istedim ve ertesi gün kitabı almak istediğimde teyzenin yerine başkaları gelivermişti. Meğersem son günü olduğu içinmiş o süper indirim, şimdi yerinde bir gümüşçü ve Hint eşyaları satan birileri var.
En çok hoşuma giden şeylerden biride, insanları işe alma süreçleri. Bizde mesela 40 yaşını geçen özel sektördeyse korkar değil mi haklı olarak? 'Bu yaştan sonra kim alır beni işe' kaygısıyla her derdine rağmen iş değiştirmeyi kolay göz alamaz (aranan adam değilse), bir şekilde idare etmek zorundadır; Ssk'sının asgari ücretten yatmasından tutunda, kaba saba ne idüğü belirsiz davranışlara kadar... Burada o yok arkadaşlar. Uyuz olan tek çalışan tipi bizim okuldaki Türkler.
Cv nize fotoğraf/cinsiyet/yaş/uyruk/köken kesinlikle yazmıyorsunuz. Sizi sadece niteliklerinize göre eliyorlar. Eğer seçmenin buna göre yapılmayıp yukarıdaki herhangi bir nedenden dolayı işe alınmadığınızı (yani ayrımcılık yapıldığını) düşünüyorsanız dava açıyorsunuz. Kazandığınız takdirde hakim o dönemdeki iş bulma koşulları, mesleğinizin geçerliliği, iş aradığınız takdirde istediğiniz işi ortalama bulma sürenizi hesaplayıp, maddi/manevi tazminatınız artı 1 yıllık maaşınızı da ödetiyor, siz rahat rahat işinizi arayın diye. İşsizseniz o dönem için vergiden muaf oluyorsunuz, işe başladığınız andan itibaren vergi mükellefiyetliğiniz başlıyor.
Ve şu da çok hoşuma gitti; diyelim ki ben burada bir şirket kurdum 4 tane de çalışanım var, eğer bu çalışanların hepsi Türk olursa bu da ayrımcılık oluyormuş ve cezaya tabiymiş.
Burada ayrımcılığın pozitifi bile yok yani, 'pozitif ayrımcılık yok mu engelliler/yaşlılar vs' diye sordum cevap 'pozitifine gerek yok çünkü ayrımcılık yok' oldu.
Mahkeme harçları burada çok yüksekmiş, o yüzden genellikle mahkemeye başvurulmazmış. Anlaşmazlık durumunda tarafların avukatları masaya oturur çözerlermiş, çözülemiyorsa konu mahkemeye nûksedermiş. Paranız varsa davanın hızlı görülmesini sağlayabiliyormuşsunuz, yapmazsanız davalar ortalama 1-1,5 yılda çözülüyormuş.
Bütün yayın organlarında alkollü içki reklâmı var ama tütün HİÇ yok. Eğer hiç İngilizce bilmiyorsanız ve elinizde gösterebileceğiniz bir sigara paketiniz yoksa ya da elinizle sigara içer gibi yapıp yine ellerinizde 'nerede bu meret' işareti yapmazsanız sigara bulmanız da görmeniz de pek mümkün değil :) .
Sigara bir tek (!) benzin istasyonlarında satılıyor, onları da şehir merkezlerinde görmeniz neredeyse imkânsız. Diyelim ki bir benzin istasyonundasınız, sormaya çekindiniz -dil bilmiyoruz ya- sigaraya ulaşamazsınız :)
Çünkü onlar görülmesin/hatırlatılmasın/özendirilmesin diye kasada görevli kişinin arkasındaki çelik çekmeceli dolaplarda duruyor, görüp seçme şansınız da yok, fiyatları da uçuk.
Şehir festivallerle dolu, o kadar faklı milletler bir araya gelince kutlayacak çok şey oluyor herhalde, yetişmek mümkün değil.
Her sokak başında büyük posta kutuları var, günlük/haftalık ve aylık ücretsiz yayınlardan oluşuyor içindekiler ve her dergi bilgiyle dopdolu, dergi okumak için paraya ihtiyacınız yok. Ve onların üzerinde ‘çöpe atmayın ve 1 tane alın, arkadaşınızla paylaşın’ yazıyor. Sadece ev kiralamak/satın almak için, evinizin dekorasyonu için, yeni ev yapacaklar ama proje arayanlar için, festivaller için, konserler için, sağlığınız için sayısız dergi var. Herkes okuyor, kimse eli boş seyahat etmiyor mesela, bir tek ben uyukluyorum :)
Ve rahatlar, trende karşınızda oturan kimse yoksa ayaklarınızı karşı koltuğa uzatıp uzun oturmanızı kimse garip karşılamıyor. Benim Niyagara'ya giderken 'uyumadan önce son poz' yazısıyla eklediğim fotoğrafta olduğu gibi.
Ülkenin 2 ana dili var; Fransızca ve İngilizce. Quebec ve etrafının ana dilleri Fransızca ve 2. dilleri İngilizce ve benim kadar İngilizce bilmeyen insanlar varmış, örtmenim dedi. Bir aksilik çıkmazsa ve bir fırsatını bulursam o tarafa bir haftasonu kaçamağı yapmak istiyorum. Bir deli daha bulursam otostop çok güzel olur meselâ. O zaman size daha güzel şeyler anlatırım o yüzden orayla ilgili bilgiler şimdilik bana kalsın.
Kalabalığa alıştım dedim, kastım sadece Anday, Dilek Abla ve Alper abi değil ;) Bakın bakalım kimler var;
Obsesif :) Sadece büyük taşlara basıyor :)
(Türkiye'de Blogger videoları da izlenemediği için böyle çözüm bulabildim)
Şimdilik bu kadar bay baaaaaaaaaaaaaay
NOOOOOOOT: Daha yazacak çok şey var ama ben bu sayfaya eklerim zaman zaman. Kanada'da yaşamı merak eden burayı ayrıca takip etsin, yeni sayfa açmıycam ona göre ;)




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Zaman ayırdığın için teşekkürler ;)