Bunu hep beklemişimdir; bir erkeğin oje sürmesini.
Sahnelerde boy gösteren marjinal arkadaşlarda gördük tabi ama ben sokakta hiç görmemiştim. Karşıya geçmek için bekliyorum, beklerken etrafıma bakınıyorum, dı dım dı dımmm gözüme upuzun dalgalı kumral saçlar takılıyor, galiba bir süzüyorum ve ojeleri farkediyorum. Hemen gidip soruyorum 'ayaklarınızın fotoğrafını çekebilir miyim?' şaşkın şaşkın bakıp -biraz endişeli, acaba yüzümüzü de çekecek mi diye- 'Tamam' diyorlar. Sanırım çekeceğime inanmıyorlardı çünkü sonrasında hepimiz bunu yaptığım için çok eğlendik. Değişik şeyler görmek ne güzel.. Şaşırmak ne güzel..
Belki onlar için gayet olağan bu durumun başka birine değişik gelmesi de onları şaşırtmıştır, kimbilir? -Kimse. -Kimse kim?*
*kaynak: Alya
Sabah en geç 6:30 da yataktan çıkıyorum, yolum uzun, o yüzden uyumadan önce kendimi sabah erken uyanabilmek için telkin ediyorum.
06:52'de Lakeshore East otobüsüme binip, Bronte GO istasyonuna ulaşıyorum.
GO'nun treni (Go Train)
Çok pahalı bir hat, benim gidip geldiğim yön günlük 20TL civarı.
Bronte'den buranın en kalabalık merkezi (iş merkezleri de burada) olan Union'daki Union İstasyonuna varıp, oradan başka bir hatta geçiyorum; TTC'ye -bizdeki İETT veya EGO'ya karşılık gelen metro ve otobüs sisteminin adı-. Buradan metroya binip Rosedale istasyonuna varıyorum, oradan da 5-6 dk yürüyerek okuluma ulaşıyorum. 08:15-20 suları sıramda pinekliyor oluyorum.
Rosedale istasyonuna giriş.
Rosedale'de metroyu beklerken
Yine Rosedale istasyonunda, bu sefer eve dönerken takip ettiğim istikametten bir görüntü.
Southbound yönü.
İstasyonların içi çiçek gibi, yapılar eski ama tertemiz. Hı bir de aklıma gelmişken Bu TTS'ye burada 'Roket' diyorlar, dalga geçmek için. Biraz eski olduğu için, hızı standartların altında ama işin güzel yanı TTC'de kendi reklamlarını öyle yapıyor 'Roket'le seyehat edin' diye :-)))
Ride the Rocket
Bir not daha 2011 yılında Kanada gerçek roketlerine kavuşacakmış, bugün onun ilanlarını asmışlar, roketlerin kırmızı olacağı kesin ama tasarımı konusunda isteyenler katılabilecekmiş. Ne güzel.
Size bir de GO'nun istasyona girişini izleteceğim, telefonun hafızasında yeterli yer olmadığı için çekmek kısmet olmadı. Anlatmayayım süpriz olsun. Bu sayfaya ekleyeceğim, ekleyince, son yazacağım yazıda haber ederim. :) Dın dın dın dın dın dınnnn...
---
Bugün pestil gibiyim, akşamüzerleri uykusunluktan geberip, geceleri uyku kaçışları yaşıyorum.
---
Şimdi okulda böyle bangır bangır reklamı yapılan 'BoT pArTi' diye bir olay var, efenim öğrencilere giriş ücreti olarak 18 dolardan bilet satıp, bir buluşma noktası veriyorlar. Tarif ettikleri yeri size kısa ve öz bir cümleleyle anlatabilmek için aklıma güzel türkçemizden sadece küfürlü bir şeyler geliyor, oraya güç bela varabiliyorsunuz.
İşte buradayız
'Boat Party, boat party' okula gittiğim günden beri beynimi yediler 'harika oluyormuş, çok eğleniyormuşsun, dönüşte Minesota'ya gidip sabaha kadar dans ediyormuşsun', iyi, büyük bir hevesle bilet aldım, almayanlara da aldırdım. Geldi çattı o gün, efenim herkes siyah, beyaz ya da siyah-beyaz giyecek dediler, eyvallah dedik. Hımm, kulağa hoş geliyor... Ben yine de giyeceklerimi çantama koydum :) 17:00'de başlayacağı söylenen parti, 19:00'da başlamaya hazır oldu, ben gerilmeye başladım çünkü benim en geç 11:05'te otobüste olmam gerekiyordu, e otobüs öncesi daha bunun metrosu var treni vaar... Var da var..
Neyse sağolsun arkadaşlar davet ettiler, 'eve dönemeyecek gibi olursam gelirim' dedim yani 'eve gitmek istiyorum'. Yiyecek içecek götürmek yasak, sanki millet yemek pişirip getirecek, içeceği anladım da yemek neyin nesi? Bir de utanmadan yemek için sadece tavuk hazırlamışlar, lem yiyen var yemeyen var, biz memleketimizdeki tavuğu yemiyoruz.
Tüm tahammül edilemez şeylerin ardından bir müzik koydular ben orada öldüm arkadaşlar, bayağı bir yaş almışım da haberim yokmuş. Dayanamadım, katlanmakta bile zorlandım. Bazı Rus, Koreli ve İspanyol -çok- genç kızlar müziğe eşlik edebildiler. Aslında müziğe eşlik ettiklerini söylemek oldukça güç olacak, fotoğraflarını buraya koysam bloğumu sansürlerler, anneleri babaları görse kalpten giderler. Zengin görünümlü bir sahne gösterisi sundular (revü?) ...
Bu arada sıkıldığımı farkeden, okulun kadrosundan, aynı zamanda organizasyondan da sorumlu olan bir Türk arkadaş sıkıldığımı farkedip yanıma geldi ve 'eyh eğlenmene bak 'yo', Welcome to Canada' filan dedi. Müziklerin bana göre olmadığını söyleyince, Orhan Gencebay mı çalalım yani şimdi size, tamam ben de çok seviyorum ama burası onun ortamı değil dedi ??? Ne desem kafasına girmeyecekti, geçen yıl bota çıplak geldiklerini falan anlattı gururla. Ya ne desem şimdi, yüz karasısınız şurada yaşayan insanlar arasında.. Doğal olmadığı açıktı, sanki sadece konuşulmak ve de anlatmak için yapılmıştı ne yapıldıysa.
Ki tam bu sıralarda yanımızdan geçen bir yelkenliden 2 adamın poposunun çıplak bir şekilde bize dönük olduğunu, popolarında giyecek olmadığını, kalktıklarında külotlarını giydiklerini, eğildiklerinde indirdiklerini farkettim :-) Evet o eğlenceliydi.. :-)
Benim masum arkadaşlarım :)
(7 si sınıftan)
Ben tahmin edeceğiniz gibi biramı içiyorum, deniz sanacağınız büyüklükteki göle, kuşlara, sayısız yelkenlilere bakıyorum-sayıyorum, sevgilimle gideceğimiz yerleri hayal ediyorum. Nerede bir kuytu köşe ya da daracık bir yol görsem gölün içinde (belli ki bir koya açılan), acaba buranın ucunda ne vardır, nasıl bir yerdir diye merak ediyorum.
Çok yakında birde havalimanı var, gölün ortasında :) uçaklar çok çok çok yakınımızdan geçiyorlar, iniş yapmak için.
Sol alttaki ipin çirkin göründüğünü biliyorum
ama uçağın mesafesini anlamaya yardımcı oluyor, o ip bizim bottan.
Toronto'nun gururu CN Tower'ı bir de gölden görelim
Neyse az gittik uz gittik baktım bizim bot alabildiği kadar ağırdan alıyor işleri. Gidip bir kaptana sorayım diyorum en yakın karaya ne zaman ulaşırız diye, aldığım cevap 23:00 oluyor (Okuldan bana söylenen saat EN geç 22:00ydi). Bu adam benimle dalga mı geçiyor? O andan itibaren aramızda heyecanlı bir sohbet başlıyor 'nasıl döneceğim'e dair, detayını anlatmayayım çok uzun ve sıkıntılı. Ama bu konuşma şunu farketmeme neden oldu 'sıkışınca' derdimi pekte güzel anlatabiliyormuşum.
Son karar verdiğimiz şey; su taksisi çağırmaktı (water taxi), 40 dolar istemişti tabiki o parayı onlara vermem mümkün değildi, öyle böyle pazarlıkla ciddi miktarda indirim yaptırabildim. Sağolsun kaptan amcam benim için telefonda taksiciyi ikna ederek bota çağırdı, oh nihayet otobüsüme yetişebilecektim.
Alt kata indik gelecek taksiyi karşılayıp bekletmemek için. O kadar güzel davrandılar ki onlar için yapabileceğim tek şey cebimdeki iki tane nazar boncuğunu hediye etmekti ve nihayet taksici geldi, hooop bindim, adam bottan taksisini biraz uzaklaştırır uzaklaştırmaz paramın olup olmadığını sordu, var dedim, ver dedi, vermek için cebimden paramı çıkardım ama çıkartırken o pazarlık yaptığımız fiyattan (2 katının) cebimde olduğunu gördü ve o an itabiryle kıyameti kopardı. Sarhoştu diye tahmin ediyorum, hızlıca bot taksisini sürmeye başladı ben gidiyoruz sanıyorum, birazdan motoru durdurdu ve küfürlerini sürdürmeye devam etti. Kaptana, oradaki çalışanlara, herkese... Benim cebimde param olmadığını söyledikleri için o o paraya tamam demişmiş, bilmemneymiş. Ben bundan sonra 3 araca daha bineceğimi söyledim ne kadar tuttuğunu sordu, söyledim, tamam onu sen al gerisini ver dedi ! Burada şimdiye kadar gördüğüm en iğrenç yaratıktı ve ilk. Ne tür bir ihtiyaç bu korkutmak?
Verdim, zaten korkuyorum. İneceğim yere de ilk kez gideceğim. Hava alacakaranlığı geçmek üzere, bir an önce kendimi istasyona atıp, trene yetiştiğime emin olmak istiyorum.
Bu arada koca Toronto'da geç saatte başka araç yok mu derseniz? Var ama biraz çetrefilli, ve bu kadar aksiliğin üzerine burada kullandığım kontörlü hattımım kontörü bittiği için kimseye ulaşamadım. Kredi kartımla kontör yüklemeye çalıştım, hat başkasının üzerine olduğu için yüklemediler, sevgilim internetten yüklemeye çalıştı olmadı. Bu arada Dilek abla bana geç gelirsem nerede inip nerede binmem gerektiğini anlatan mesajlar atmış, aramalar yapmış ama ulaşamamış. Neden mi? Çünkü burada kontörün bittiğinde aranamıyormuşsunda !! Ama 2 centim vardııııııııı. İşte böyle talihsizlik ve tedbirsizlik karışımıyla o gecem geçti.
İstasyona bir grup insana ve polise sorarak ulaştım, taksici gerçekten yakın bir yerde indirmiş sağolsun (!) onca eziyetine rağmen. Ortalık zaten polis kaynıyordu, bahsettiğim yer Union yani Toronto'nun merkezi, G20'den bir kaç gün öncesi olduğu için sıkı tedbirler de alınmıştı, Ankara'nın her günkü hali gibiydi :-).
İstasyona girdim, trenin normal kalkış süresine 3-4 dk vardı ama ekranlarda 4 dk gecikeceği yazıyordu derin bir 'oh' çektim. :-) Union büyük bir istasyon ve yolculuğumun ilk ayağına ilk kez oradan başlayacağım için birine danışayım dedim (istasyonun başka bir ucundayım), oradaki en güzel/güvenilir ifadeli bayanı gözüme kestirdim, neyseki aynı yöne gidiyormuşuz, bayağı rahatladım onca stresin ardından. Derken otobüse yetişme telaşı başladı, neyseki Union'da indiğim için metroya gerek kalmamıştı.
Hesabıma göre 23:05 deki otobüse değil bir önce gidecek olan 22:25'e rahatlıkla yetişebilecektim. Eve erken gidecek olmak fikri bana çok iyi geldi ama planladığım gibi olmadı, aksilikler başladı ya biter mi? Bitmez.
Tren saatinde hareket etmediği gibi her istasyonda ve istasyonlardan bağımsız yerlerde çok zaman kaybetti. Sürekli anons yapılıyor 'Sinyal bekliyoruz, zırt bekliyoruz, pırt oldu' yarısını da anlamıyorum zaten. Bahsettiğim bayanla aynı vagonda olduğumuzu biliyordum, onun yanına gittim çünkü aslında toplasan 6 dk lık yolumuz kalmıştı ama biz hala duruyorduk, neyi beklediğimizi bilmeden ve otobüsün kalkmasına da 6 dk kalmıştı. Son otobüs..
GO haritası. GO ile gittiğim yolu görmek isterseniz Bronte-Toronto arasını takip edeceksiniz
Bayana kontör yükleyemediğimi söyledim, belki ben bir şeyi eksik yapıyorumdur diye ondan rica ettim ama olmadı :) Ondan telefon açabileceğimi söyledi ona da 'son seçenek olsun' dedim :) Evdekileri de telaşlandırmak ya da telaşımı hissettirmek istemiyordum, ne de olsa bir şekilde arardım gerektiğinde zaten. Son otobüsten vs konuşurken, gideceğim yerin yoluna ters olduğunu ama hiç endişelenmememi, beni bırakacağını söyledi, ben yine 'en son seçenek olsun' dedim :)
23:04'te tren Bronte'ye vardı, bayan ve ben koşmaya başladık :) Deli gibi :) Heyecanla :)
Yetiştim ! Bindikten 1 dk sonra da otobüs hareket etti. Otobüse bindikten sonra memleketimdeymiş gibi rahat hissettim, eve geldiğimde çok mutluydum ve sanırım buradaki en tuhaf günümü geride bırakmıştım.
Daha güzeli gelinceye kadar...
Not: Fotoğrafların çoğunu telefon ile çekmeye devam etmek zorunda kalıyorum, makine taşımak tam bir eziyete dönüşüyor. Bir de ilk gittiğim yerlerde daha çok.
Ve gelecek yazıdan bir kahraman, G20 aktivisti;
:-)
Sevgilim seni çok seviyorum














ayy sonunu zor getirdim kuzucumm!ay yetişti mi acaba, n'oldu sonunda acaba diye:)bi de taksiciye bolca küfür ettim, pis herif!
YanıtlaSilbi de aklıma ne geldi biliyo musun??hani makedonya'ya gittiğimizde bi gece bizi bi partiye götürmüşlerdi, sibel, belgin, sen, ben..büro koltukları olan ve mal gibi şarkıların çaldığı, mal gibi bi yere gitmiştik. orda da bu botla ilgili anlattığın sansürlük durumlar olmuştu da biz de ööle izlemiştik hani:))hatırladın mı??:)
bizim memleketten biraz sola doğru gidince eğlence anlayışı bi tuhaflaşıyo herhal..zaten "batılıadam" dediğin şey herşeyiyle "snob, soğuk, uzak" bişey bence...
....
uzak diyince burnumun direği sızladı azıcık! gidip pansuman yapayım:(
en bi çok öpücükkkler bebeğime:)))
hasret denen duygu, sözlükteki o harflerden ibaret değilmiş meğer; alacağın olsun tdk...
YanıtlaSilÖzlem'ciğim orayla ilgili az şey hatırlıyorum; new age, sıcak rakı ve bir kaç insan :)
YanıtlaSilBir de bahsettiğin gecenin sonunda, belgin ile yol iz bilmeden binilen bir takside fransız aksanıyla türkçe konuşma macerası. Jazz bar arıyorduk. Bulduk ama hemen geri döndük, malum.