12 Haziran 2010 Cumartesi

Yolda

Gidiyorum diye gülmece :-)

Efendim bu yilin suprizi Kanada imiş.. Kanada; hayalleri kurulan o buz sehirmis, cok kültürlüymüs, herkes sabahlari yüzünüzeze gülermiş, suç oranı azmiş, sularla cevriliymiş, burada ne işim varmiş, Kanada Kanada'ymis.. Kanada kizilderili dilinde 'büyük köy' demekmiş.. Annem kızılderilileri cok severmiş.. Yaşamak için ne guzelmiş. Miş mişte miş miş..

Bakmayın öyle dediğime, miş mişte miş miş yazana kadar olan kısım buralara gelmeden önce yazılmıştı ama insanın ülkesinden/sevdiklerinden ayrılması gerçekten de çok zor imiş..  Sanki geri dönülemeyecek gibi hissediliyormuş. Şehir değiştirmekten çok farkıymış.. Allah gurbettekilere sabır versinmiş :-)

Dil okulu arastirmak; zaman ayirmak, sececeginiz ulkeye ve okula karar verinceye kadar zor bir surecmis, bu megersem Turkiye'de buyuk bir pazarmis. Aklınızda olsun bu işe el atıp pek para kazanılabilir diye düşünüyorum artık.

Ben sınavdı, stresti, UBB'ydi derken gitme vaktinin ne zaman geldiğini anlayamadım, güya geriye sayıyordum, sevgilim dürtmeseydi muhtemelen o gün hazır bile olmayabilirdim. :-)

Havaalanına gelişimiz muhteşemdi; Ayberk, Fatih ve Filiz'le birlikte taksi tutup gittik efenim, hepimiz birbirmizden heyecanlıydık. Son yarım saatte yetiştiği yetmiyormuş gibi bir de hatalıydı gelen sigorta poliçem, olduydu olmadıydı derken bende oldu bir stres. Altıüstü iki paralık şey, bu yüzden ya giremezsem Kanada'ya diye.. Oldu oldu o da halloldu, işte sonrada düştük yollara.. Hı sağolsun Ayşe hanım'da geldi işyerine beni yolcu etmeye, eğer bolca fotoğraf ekleyebileceğim bir yöntem bulursam sizi fotoğraf denizimde boğacağım, sabredin.


Çantam çok ağır !

Sonra havaalanı, heyecan, fotoğraf çekmeler, taksiciyi bekletmeler, Fatih'in çalan her telefonunu bizim durağın taksicisinden gelen 'hadiii' telefonu sanıp sıçramalar, içecek bir şey arayıp bulamamalar, 'vah vah şarabı nasıl işyerinde unuttuk'lar derkeeeeen bizimkilerin gitme vakti geldi.. :-) Onları yolcu ettim :-) Girdim iceri, dönüş biletim için bir rota değişikliği planımız vardı onun için bir kaç görüşme yaptım, sonra da başladım Ankara-İstanbul arası uçuşunu beklemeye.. Vakit geldi çattı uçağın adı-kuyruk numarası alındı, [mesajlandı :)] hostlar ve hostesler şaşırtıldı, havalimanında sevgilinin bekleyeceğini bilmek güzeldi ama ya ertesi sabahı? Olsun nasıl olsa 14 Temmuz'da gelecekti ama ...

Uçağımızın adı 'Gaziantep'

Bu arada şıp diye İstanbul'a iniverdik, sevgiliyle buluşuverdik. Planda varya NY'den dönmek dışhatlar gidiş terminalinde ayak üstü kızışıverdik ama hemencik halledideverdik. Aramızdakini, bileti değil... O tam bir işkenceye dönüştü ve tam ÜÇ saatimizi aldı, daha doğrusu emektar sevgilimin, ben sadece bekledim ufak tefek şeyleri organize etmeye çalıştım; sıra al, değiştir, çantalara sahip çık vs vs :-) .. Neyse bilet şu saat, şu tarihte hala muamma, artık ne Toronto'dan dönüş biletim var ne de başka bir yer dostlar..
Kolay gele

Bu fotoğrafı neden çeviremiyorum ben?

O işkence azıcıkta olsa bittikten sonra annoş ile İstinye'de buluşuldu, balıklar yenildi, çaylar kahveler içildi, dumanlar denize karşı tüttürüldü.. Sonra eve gidildi, bir sürü şeyle ilgilenilmeye devam edildi.. Yatıldı, uyundu, güneş sanki tepemize doğdu, sanki güneşlenirken uyuyakalmışız gibi bir sıcağın altında uyanıverdik, kahvaltımızı yaptık, düştük yine yollara..



Havalimanına bir kaç kez girip çıktık, bir sürü harika anı fotoğrafları çektik, öğütler aldık öğütler verdik, güldük eğlendik. Sevgilimin bir ara 'heyecanlı mısın?' diye sorduğunu ve aldığı cevaplar karşısında 'bir havaya sokamadık senide' dediğini hatırlıyorum. Aman ne var, altı üstü iki ay diyorum sesli mi sessiz mi orasını şimdi bilmiyorum. Efenim orada iken birbirimizden ayrılması bile eğlenceliydi yani sanki bir oyun gibiydi, annem ve sevgilim bir yanda ben öbür yanda. Gitmeyesim geldi bir ara ama ayrılmak istemediğimden onlardan.


Gülüşe oynaşa, son siparişler alına verile, el sallaşa, öpücük göndereşe gözlerden kaybolduk..
;)

Miyoaw

Free shop'tan hediye bir şeyler aldım, bu arada neresi free basbayağıda pahalı üstelik ama tamam değişik. Buraya geldikten sonra ben 'pahalı', evet tırnak içinde pahalı olan her şeye takmış durumdayım :-).

Oydu buydu derken, uçağın fotoğraflarını çekmek, orada burada taranmak, beklemek, insanları izlemek ve telefonun kapanma saati, son görüşmeler, sanki sonmuş gibi.

Dokuz saat -yine sevgilimin sayesinde- rahat geçen bir yolculuk, efenim Exit de ne güzel şeymiş. Zaten her işimizi business class gişelerinde gördük, tık tık bitti işlerimiz ne sıra ne bir şey.. O plastik zımbırtıların -banka ve başka yerlerden verilen kartların- ilk defa bir faydasını gördüm :-)

Yanımda sakalları olan ama bıyıkları olmayan bir adam vardı, ayağında da yeşil -ama nasıl yeşil- çoraplar 'Allaaah' dedim. Ve fakat ve meğersem o çoraplar THY'nin verdiği setin içinde varmış, başka bir kadında da aynısını görünce bıyıkları olmayan sakallarla çorapları bağdaştırmamam gerektiğini anladım. Ama neden o renkler? Ölüm gibiler. Hey THY sana diyorum!

Oyun oyna, film bak, gazete oku, yimek ye derken 7 saati bitiverdi ama kalan 2-2,5 saat biraz zor geçti.
Sonra geldim Dilek ablacığım beni bir güzel karşıladı ama karşılaşma safhasına gelinceye kadar Kanada kimlğine sahip olmayanlara az sıkıntı çektirmediler. Yaw havaalanı kocaman arkadaşlar yürü yürü bitmiyor, oraya yürüyerek gitmektende başka yol yok. Sonra bir vize memuru sonra göçmen ofisi vs vs... Orada o kadar heyecanlanmışım ki aklıma gelmemiş hiç fotoğraf çekmek, polislerin kıyafetleri aynı Amerikan filmlerindeki gibiydi ve ofis ve yerleşim planları da öyle. Değişük. Ama her şey acayip organizeydi, bizim hökümet adamları bu kadar gezmeye neden böyle şeyler öğrenemiyorlar anlamıyorum.

Buluştuk, aramızda kalsın ama ağlamamak için zor dayandım, bana biri geldiğim yerle ilgili soru sorunca boğazıma bir düğüm atıyorlardı sanki. Cevap veremiyordum, Allah diyorum yine 'soğuk' filan diyecekler benim için ama umurumda değil valla, zormuş zor. 'Kardeşiiim' 'Amerikaa' diyorum içimden, gerisini burada anlatacak değilim. :-)

Geliyös eve, Anday var, Alper abi var. Oraları pek hatırlamıyorum, yorgunmuşum demek ki..

Ya arkadaşlar yarın devam etsem olur mu? Parmaklarım düştü durmuyorlar sabah güneş ağarırken kalkmam lazım gelir.. Yolum uzun bir buçuk saate yakın.. To be continued..






3 yorum:

  1. tek kelime ile harika yazdıkların (yaşadıkların) bu arada sıtkıyla çektirdiğin fotoğrafta şookk küsel çıkmışsın :) şimdi işteyim eve gidince tekrar okuyacağım sevgiler canım arkadaşım....

    YanıtlaSil
  2. o kadar profesyonelce yazılmıs bir yazı ki,yazarım dıye geçinenler halt etmıs:) ikurum seni seviyommmmmm:) daha cok fotoraf cek daha cok :D:D:D

    YanıtlaSil
  3. Beğenmiş olmanıza çok sevindim :)
    Siz de daha çok yorum yazın daha çok :)

    YanıtlaSil

Zaman ayırdığın için teşekkürler ;)